Omnivore World Tour Istanbul 26>28 Kasim

Enerji dolu İstanbul

  • Enerji dolu İstanbul
  • Enerji dolu İstanbul
  • Enerji dolu İstanbul
  • Enerji dolu İstanbul
  • Enerji dolu İstanbul
  • Enerji dolu İstanbul
  • Enerji dolu İstanbul

Üç gün bazen çok gelir, bazen de yetmez. 72 saat boyunca, Masterclass’lar ve Pop-up Dinner’lar arasında, Omnivore İstanbul 2015, geçmişine saygılı ve geleceğe güvenli Türk Genç Mutfağının coşkusuna ortak oldu.

Oldukça gergin bir siyasi ve diplomatik ortamda, Omnivore İstanbul 2015 mütevazi yerini bulmasını bildi. Kaan Sakarya (Nicole, İstanbul), Masterclass’ı sırasında mutfağın ne denli bir kitle yapım silahı olduğunu, ruhun yaralarını iyileştirme, bedeni ve ruhu besleme, dünyanın güzelleşmesine katkıda bulunma kudretine sahip olduğunu ifade etme fırsatını buldu.  Genelden özele (ve özelden genele) geçiş yaparak, Maksut Aşkar (Neolokal İstanbul), Festival’in 3 günü boyunca, yeni nesil Türk aşçılarının gelecek yıllardaki rollerinin bilincine varmaları üzerinde ısrar etti.

 

Maksut festivalin bu 3.sünde, kararlılığı ve sakinliği ile herkesi kendisine bağlayan, iki Pop-up Dinner’a ev sahipliği yapan ve bir Masterclass sunan babasıydı. Bu sakallı dev adam, yaptığı işlerde de konuşmaları kadar rahattı. Restoranının çatısındaki birkaç aromalı yeşillik dışında, kullandığı malzemeleri Karadeniz kıyılarındaki Kilyos’ta bulunan « bostanından » tedarik ederek, toprak ile olan bağını asla kaybetmiyor.  Vegan militanlığı ile bir çıta daha yüksek bir mücadele içinde olan Defne Koryürek (Slow Food Türkiye) ise, mantar ezmesini anlattı.

 

OSMANLI, TÜRKİYE’NİN SÜPER KAHRAMANLARI

 

Toprak demek, aynı zamanda kök salmak demek. Türk Mutfağı, yüzyıllık bir tarih, İmparatorluğun gelişim sürecindeki değişimler ile zenginleşmiş Osmanlı geleneğine de sırtını dönmüyor; Osmanlı geleneğini diplomatik gastronominin keşfinden çok önce bir fetih ve birleşme aracı olarak kullandı. Festival’de dehasını ortaya koyan Kemal Demirasal (Alancha, İstanbul), geleneğin 3 klasiğini hazırladı: Humus, köfte ve baklava. Bunu, lezzetten ödün vermeksizin öylesine engin bir yaratıcılıkla yaptı ki, gelenler çok memnun ayrıldılar. Cihan Kıpçak ve Üryan Doğmuş’un (Gile Restaurant, İstanbul) ayvalı kuzusu, İnanç Baykar’ın (Amanda Bravo, İstanbul) reçineli sade dondurması ve Esra Acar’ın (Gram, İstanbul) güveçte karidesleri de bu harekete canlılık kattılar. İstisnalar kaideyi bozmaz, Aylin Yazıcıoğlu (Nicole, İstanbul), sebzeli sorbeleri ile yeni ufuklara yelken açmayı tercih etti. Herşeye karşı büyük merak duyan bu pastacıdan beklenmedik bir davranış değil bu. Yakında, Kaan Sakarya ile birlikte 3 yıl önce kurduğu restoranın idaresini tek başına üstlenecek.

 

Ayrıca bin yıllık bir gelenek olan kalaylı bakır ile geçmiş ve gelecek arasında bir köprü kuran Emir Ali Enç (Soy),  İstanbul’un bazı mekanlarında tadabileceğiniz katran rengi Türk kahvesini yeniden keşfeden Turgay Yıldızlı (STC) ve yaşamın kökeninde mayalı ve organik bir gerçeklikten güç alan mayalı ekmeği ile Erman Girgin de ordaydı.

 

Fikirlerin uçuştuğu bu ortamda, davet edilen ve sıcacık, ender görülen bir cömertlikle ağırlanan şefler, aynı dili konuşuyorlardı. Evrenin keşfinde ise, fermente tereyağı ve geyik eti ile James Lowe (Lyle’s, Londra),  yeni Rus sığır eti ile Sebbie Kenyon (Voronej, Moskova) ve Comté peyniri ve salyangozlarıyla Jean-Michel Carrette (Aux Terrasses, Tournus) vardı. Nicolas Darnauguilhem’ın (Neptüne, Cenevre) Atatürk Havalimanı’na adımını atar atmaz tüm planlarını değiştirdiği gibi, hepsi de şehrin tezgâhlarındaki çeşit çeşit baharatlardan, bu baharatların dengeli aromasından, gücünden ve tazeliğinden büyülendiler. Güç, denge ve tazelik… 2016 yılında geri dönecek bir festivalin üç gününü betimlemek için mükemmel sıfatlar…  Festivalin bu yıl ki başarısından hiç kuşku yok…

 

Stéphane Méjanès